top of page

MOLDOVA: Osmanlı İzleri ve Sovyet Mirası Arasında Bir Seyahat

Yazarın fotoğrafı: Zübeyir Süğlün
Zübeyir Süğlün
10 Eyl
9 dakikada okunur

Azıcık gülümseyin be kardeşim! Hiç bir fotoğrafçıya bile yalandan gülümsemediniz mi? Yok, gülümsemiyorlar, hatta bunu bir samimiyetsizlik olarak görüyorlar. "Sebepsiz yere gülmek, aptallık belirtisidir.” diye bir atasözleri bile var bununla ilgili. O yüzden bu coğrafyaya ilk defa yolunuzu düşürdüyseniz acaba biz yabancıyız diye mi böyle davranıyorlar gibi sorular gelmesin aklınıza. Gezinizin tadını çıkarın. Biz de öyle yaptık, bizi sorularıyla sorgulanıyormuş travmasını yaşatan pasaport görevlisini atlattıktan sonra tabi. 

Az ama öz bu gezimizde dört farklı noktayı gezme imkanımız oldu. Hepsini ayrı başlıklar halinde derledik. Keyifli okumalar dilerim. 



KİŞİNEV


Moldova gezimizin ilk durağı Kişinev. Nedenini bizim de daha sonra anlayacağımız zahmetli bir giriş prosedüründen sonra nihayet şehre ilk adımımızı attık. Bizi şehrin girişinde sembol yapılarından Zafer Takı karşılıyor. Güzelliğine diyecek yok ama 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı’nda kazanmalarına atfen yapıldığını öğrenince içimiz burkuluyor tabi. 





Ulusal Tarih müzesi ise bir sonraki durağımız. Müzeye girmeden hemen öncesinde bizi, Kurtarıcı Tunç Kurt heykeli karşılıyor. Bu heykel, Moldova halkının Latin ve Romen kökenlerini hatırlatıcı olarak görevini yerine getiriyor. Tanıdık geldi mi peki?

Müzeye girdiğimizde bölgeye ait zengin bir tarihi eser arşivi buluyoruz. Bu üç katlı müzeyi gezmek için biraz zaman ayırmak gerekiyor. Müzenin en dikkat çekici bölümlerinden biri, 2. Dünya savaşından bir taarruz sahnesini canlandıran, devasa savaş dioraması. Fakat bizim gözümüz bizden izler peşinde, gördüklerimiz bizi kesmiyor ve müzeyi didik didik arıyoruz.


Müzede Tanıdık Yüzler


18. yüzyılın en önemli figürlerinden biri, Dimitri Kantemir. Hayatının 22 yılı İstanbul, Fener’de geçen bu çok yönlü bilim insanı, hem Türk müziğine katkıları hem de kültürümüze dair derin analizleri ile de bilinir. Ayrıca Osmanlı imparatorluk tarihi üzerine yazdığı kitap ise uzun yıllar referans olarak Avrupa’da okutulmuş. Rehine-elçi olarak 15 yaşında İstanbul’da başlayan hayatı 49 yaşında Prens olarak Rusya’da son buluyor. Prut Savaşı’nda Deli Petro ile gizli bi ittifak yapıp maalesef Osmanlı karşısında yer alıyor. Abi zaten çok yaşamamışsın. Ne var yani son dk böyle numaralara. Yan çizmesen biz seni bağrımıza basardık, heykelini yapmazdık ama semte filan adını verirdik. Tabi dönemin koşullarını anlamak lazım. Yine de katkıların için teşekkürler. Sonuçta kendi geliştirdiğin notasyon sayesinde 16. ve 17. yüzyıla ait 350’den fazla peşrev ve saz semaisini kayda geçirerek yok olmaktan kurtarmış, günümüze ulaşmalarını sağlamışsın. Merak edenleri Fener’de Dimitri Kantemir Evi’ne davet ediyoruz. Her ne kadar evin içini ziyaret etmek mümkün olmasa da ferah bahçesinde oturup bir kahve içebilirsiniz.

Biz acaba Osmanlı’ya ait bir iz var mıdır diye gezerken karşımızda bir savaş otağı ve tuğ buluyoruz. Hayatımda ilk defa savaş otağını ben burda gördüm açıkçası. Türkiye’de var ve görmediysem de benim ayıbım olsun. Ayrıca Yatağan üretimi kılıçlar ve bir kaç parça savaş aleti diğer görecekleriniz arasında. 


İsa'nın Doğuşu Katedrali (1830), hem fiziki büyüklüğü hem de dini/mimari önemi bakımından Moldova'nın en büyük ana katedral kompleksi. İbadet saatinde ziyaret ettiğimiz bu Ortodoks Kilisesi’nde, en samimi hristiyan topluluğu görmüş olabilirim. Sadece bu kilise özelinde değil, bütün Moldova ziyaretinin toplamı olarak bunu söylüyorum. Hangi dinden olursa olsun inancına bu kadar bağlı samimi insanlar görmek güzel.


Artık bir kahveyi hak ettik, biraz dinlenelim dediğimizde ise halihazırda büyük bir şehir parkının içindeydik. Yakınlardan eğlenceli bir müzik sesi duyuluyordu. Sesin geldiği yöne doğru hareket ettik. Az ileride dans eden bir kalabalık gördük. Etkinlik afişinde ‘nesiller arası diyalog’ diye çevirebileceğimiz bir başlık vardı. Belki 300 kadar yaşlı insanın neşeyle vals ettiğini, birlikte halka oluşturup farklı danslar ile eğlendiğini görmek çok keyifliydi. Kahvemi alıp, dans yeteneği sıfır olan birisi olarak biraz da imrenerek izledim. Ne diyelim darısı başıma. İhtiyarladığımda beni arada dansa kaldırın olur mu? Belki o zamana kadar iki figür öğrenmiş olurum… 



Günlük Hayat

Biz İstanbul’dan geliyoruz. O yüzden birden nüfusun 600.000 olduğu bir yere gidince tabi ki bizi büyük bir sükunet karşılıyor. Gezi modunda olmanın verdiği heyecan ve merak duygusu ile de çoğunlukla pozitif durumları görüyor ve paylaşmak istiyoruz. Yürümeyi kolaylaştıran geniş ve tertemiz caddeler, keyifle dinlenebileceğiniz sayıca oldukça fazla şehrin parkları, sessiz trafik ve gürültüsüz müzik… Bunlar beni her zaman cezbediyor tabi. Bir de unutmadan satranç oynayan amcalar. Böylesine bir ülkeye gittiğimde gözüm her zaman satranç oynayan amcalar arar. Fırsat bulursam da oturur iki oyun oynarım. Öyle böyle değil, bu yaman ihtiyarları hiç hafife almamak lazım. Var ya adamın aklını alırlar. Tahtayı öyle bulandırırlar, hangi renkle oynadığını unutursun..

Bir de troleybüs nostaljisi. Troleybüs deyince arada bir bozulmasa olmaz tabi. Şoför inecek, otobüsün arkasına tırmanıp işleri yoluna koyduktan sonra yolumuza devam edeceğiz.. Bizim için her ne kadar bir deneyim olsa da vatandaş açısından nasıl bir eziyet olduğunu düşünmeden edemiyorum. Ne zaman yurtdışına gitsem mutlaka toplu taşımayı kullanmaya çalışırım. Bu sayede vatandaşla konuşur yeni insanlar ile tanışırım. Mesela Gagavuz Nikolay ile bu sayede tanıştık. Biz Rusça derdimizi nasıl anlatacağız diye aracın içinde yapay zeka çeviri ile kıvranırken gelen o tanıdık ses: -“Nereye gidersin?”





TİRASPOL - Sovyet Zaman Kapsülü


İlk şehirlerarası yolculuğumuz başlıyor. Kişinev - Tiraspol minibüsüne binip yaklaşık iki buçuk saat sonra Tiraspol’e ulaşıyoruz. Ulaşıyoruz ama nasıl bir yolculuk yaptığımızı bir de bize sorun dostlar. Klima yok araçlarda. Hava zaten yeterince Ağustos sıcağı. Bir de tüm koltukları dolu bir minibüste bu yolculuk çekilecek dert değil. Aklınız varsa araç kiralayın başka da bişey demiyorum:) 

Transdinyester Moldovya Cumhuriyeti’nin başkentindeyiz. ‘Neresi, neresi?’ diye hayret ediyor insan değil mi? Moldova'nın doğusunda Dinyester Nehri kıyısında, de facto bağımsızlığını ilan eden Transdinyester isimli bir bölge var. Buraya pasaport kontrolden sonra giriyoruz. Bu bağımsız cumhuriyeti henüz tanıyan hiç bir ülke yok. Rusya bile tanımıyor ama barış gücü olarak bölgede asker bulunduruyor. Zaten vatandaşların çoğunluğunu Ruslar oluşturuyor. Ardından Moldovalı ve Ukraynalılar gelmekte. Toplam nüfus ise 450.000 civarında. Bağımsızlığını ilan ettiği 1990 yılında bu rakam 700.000. Ekonomik yetersizlikler, tanınmamışlık durumu ve dış göç nedeniyle son 30 yılda ciddi bir nüfus azalması yaşanmış. 


Tiraspol yönetimi kendi parlamentosuna, ordusuna, polisine, pasaportuna, posta teşkilatına ve araç plakalarına sahip. Dünyada üzerinde hâlen orak ve çekiç sembolü taşıyan tek resmi devlet/bölge bayrağı yine burada bulunuyor. Kendi para birimi olan Transdinyester Rublesini kullanıyorlar. Bu cümleyi şöyle tekrar ifade edelim. Buraya boşuna Moldova Leyi ile gelmeyin, geçmiyor. Euro ile gelip para bozdurmanız lazım. Ayrıca kredi kartı da geçmiyor.  Ancak bilet gişelerinde. Yoksa su bile alamazsınız. Yaşandı…


Tiraspol şehri dağılmış Sovyetler Birliği’nin mirasını korumakta kararlı. Bunu cadde ve sokakları gezerken her adımda görüyoruz.  Sovyet yıldızları, orak ve çekiç figürleri, duvar kabartmaları, Sovyet mimari izlerini taşıyan binalar… Öyle ki Dinyester Nehri'nin doğu kıyısında yer alan şehir, Doğu Avrupa'da "Sovyet zaman kapsülü" olarak biliniyor. T-34 Sovyet Tankı, Hükümet Binası önünde yer alan Lenin anıtı, General Aleksandr Suvorov'un devasa bir atlı heykeli ise şehrin ana sembolleri olarak karşımıza çıkıyor. 


BENDER KALESİ


Kısa bir yolculuk sonrası Bender Kalesi’ne ulaşıyoruz. Kale, Kanuni Sultan Süleyman döneminde 1538 yılındaki Boğdan Seferi sonrasında Osmanlı topraklarına katılan bölgeyi savunmak amacıyla inşa ettirilmiş. Tasarımı ise Mimar Sinan tarafından yapılıyor. 





"Ben ki Sultan Süleyman'ım... Cümle tekfurlar önümde baş eğer. Akdeniz ve Karadeniz'in hakimi, Boğdan'ı tek bir hamlede yerle bir eden ve Tighina'yı (Bender) zaptedip kale eyleyen Sultanım…”


Kitabesi bize hoşgeldin diyor ve biletlerimizi alıp kaleye giriyoruz. Görmeye alışık olduğumuz Sinan eserlerinden farklı bir kale mimarisi ile karşılaşıyoruz. Son yıllarda yapılan kapsamlı bir restorasyon sonrası kaleyi ziyaret etmek mümkün. Kalenin içinde Osmanlı-Rus savaşlarına, kale tarihine ait eski silahlar ve bölgedeki arkeolojik buluntular yer almakta. Günümüzde kale içindeki müze bölümünde Osmanlı askerlerine ait mezar taşları/kitabeler, Osmanlı dönemi silahları, gülleler ve haritalar sergileniyor. Ayrıca zindan, işkence müzesi ve yeniçeri kulesi kale içinde görebileceğiniz diğer yapılar. Tarihimize dair yazılan bilgilere her ne kadar şerhimiz olsa da burayı çok fazla detay ile meşgul etmeyelim.


Osmanlı döneminde Bender Kalesi ve etrafındaki yerleşim alanı, bölgedeki en önemli askeri ve idari merkezlerden biri olduğu için bünyesinde camiler, hamam, sıbyan mektebi ve paşa konağı barındırıyordu. Günümüzde bunları görmek mümkün değil ama arkeolojik olarak yerleri bilinmekte. 


Burada yer alan diğer önemli tarihi yapı ise Aziz Aleksandr Nevski Kilisesi’dir. 1833 yılında yapılan bu Bizans/Rus-Bizans mimari üslubundaki Ortodoks kilisesi aktif bir şekilde kullanılmakta. Biz ziyaret ettiğimizde kalabalık bir ayinin ortasında bulduk kendimizi. Buradan çıkışta aileler çocuklarını hemen yanda yer alan parkta eğlenceye götürüyor, ibadet sonrası çocukların da gönlünü yapıyorlar diyelim. Bir sonraki durağamıza yol alalım.


KOMRAT


Öncelikle Gagavuzya Özerk Bölgesi hakkında kısa bir bilgi verelim.  Moldova'nın güneyinde, birbirine doğrudan sınırı olmayan birkaç parçalı bölgeden bahsediyoruz. Başkenti ise aynı zamanda en büyük şehri olan Komrat. Çadır Lunga ve Vulkaneşt bölgeleri ise diğer ana yerleşim merkezleri. Nüfusun büyük çoğunluğu Gagavuz Türkü olmakla birlikte bölgenin toplam nüfusu ise sadece 100.000 civarı. Dünya genelinde Ukrayna, Türkiye, Rusya ve Romanya gibi ülkelerde yaşayan tüm Gagavuz Türklerinin toplam nüfusu ise yaklaşık 150.000 - 200.000 civarında. 




Bize de bir kısım Gagavuz Türkü ile tanışmak nasip oldu. Bu yazdıklarımı nasıl okuyup anlıyorsanız Gagavuzcayı da bu kadar yakın bir oranda konuşmak ve anlamak mümkün. Gagauzca, Türkiye Türkçesine en yakın dillerden birisi. Cümle yapısı, fiil çekimleri, dilimiz ile neredeyse birebir aynı. Biz de o kadar rahatlıkla iletişim kurabildik ki neyle karşılaşacağımı bilmeme rağmen şaşırdım. Azerbaycanda bile bu kadar kolay anlaşamamıştım. Ayrıca bir not düşelim, bu coğrafyada ingilizceniz hala bir işe yaramıyor. Açık ve net. Özellikle merkezden uzaklaştıkça şansınız daha da azalıyor. Pasaporttaki gıcık görevli hariç ingilizce konuşmaya istekli sadece iki kişi ile karşılaştık zaten tüm gezide. Tüm bunların üzerine türkçe konuşan birisi ile karşılaşmak çölde su bulmak gibi yani. Daha nasıl anlatayım…

 

Şehrin adının bölgeye yerleşen Türk boylarının lideri veya kurucusu olan "Kömür Atlı" bir beyden veya kabile reisinden geldiği kabul edilir. Kömür at zamanla Komrat şehrine ismini bahşediyor. Zaten bu yağız kara atımız aynı zamanda şehrin sembolü olmuş. Muhtelif yerlerde fırtına gibi esen bu atın figürleri tekrar tekrar karşımıza çıkıyor. 

Gagavuz Türkleri, Hristiyanlığın Doğu Ortodoks mezhebine mensuplar. Gagavuzlar dünya üzerindeki ender Hristiyan Türk topluluklarından. O yüzden şehirde gezerken karşınıza cami çıkmıyor. Şehrin merkezindeki Saint John Katedrali, Komrat’ın simgesel yapılarından birisi. İbadet dilleri de türkçe ve rusça olduğu için özellikle ziyaret etmek istedik. Fakat kapalı bir anında oradaydık. Ayrıca pazartesi günleri müzeler kapalı olduğu için çok merak ettiğimiz Komrat Müzesi’ni sadece dışarıdan izleyerek şehirden ayrılmak durumunda kaldık. Olsun, her şeyi de göreceksin diye bir durum yok ki. Bir daha geldiğimizde belki daha farklı bir bilinçle tekrar ziyaret edeceğiz. Bahanemiz olsun..


Bir diğer konu ise şu: Yolda yürürken bir tabela görüyorsun ‘Tika desteği ile yapılmıştır’ yazıyor. Başka bir şehre gidiyorsun, bir tabela daha: ‘Türkçe kursu için bu numarayı arayabilirsiniz.’ Bu davet ve destekler bizi bir soruya götürüyor. Türkiye nerede elini taşın altına koymuş, neden Süleyman Demirel’in büstü var, Tika neden burada nakış işler gibi özenle çalışmalar yürütüyor; başlıklar halinde değerlendirelim. İşin hem tarihi, hem de güncel boyutuna bakalım.


Gagauz Yeri ve Moldova-Türkiye İlişkileri: Süleyman Demirel’den Günümüze Özerklik Süreci

Moldova, tarihi boyunca Çarlık Rusyası, Romanya ve Sovyetler Birliği (SSCB) arasında el değiştirmiş; 27 Ağustos 1991 tarihinde SSCB’nin dağılmasıyla bağımsızlığını ilan etmiş bir Doğu Avrupa ülkesidir. Ortak dil (Rumence) ve kültürel bağlara sahip olduğu komşusu Romanya ile doğrudan bir ayrılma yaşamamış olsa da, bağımsızlık sonrası dönemde kendi iç dengelerini ve ulusal kimliğini kurma mücadelesi vermiştir. Bu sürecin en kritik unsurlarından biri ise Moldova’nın güneyinde yaşayan Hristiyan-Oğuz Türk soydaş topluluğu olan Gagauz Türkleri ve onların hukuki statüsü olmuştur.

1. Süleyman Demirel ve 1994 Özerklik Kanunu’nun Mimarisi

1990’ların başında Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle birlikte Moldova merkezi yönetimi ile bağımsızlık ilan eden Gagauzlar arasında sıcak bir silahlı çatışma riski doğdu. Bu dönemde Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, yürüttüğü kararlı ve yapıcı mekik diplomasisiyle krizin kaderini değiştirdi.

  • Kansız Çözüm ve Otonomi: Demirel, Gagauzların Moldova’nın toprak bütünlüğü içinde kalmasını, Kişinev yönetiminin ise Gagauzlara geniş haklar tanıyan özerk bir yapı sunmasını sağladı.

  • 1994 Statüsü: Bu diplomatik girişimler sonucunda 23 Aralık 1994 tarihinde Moldova Parlamentosu "Gagauz Yeri Özerk Bölgesi Özel Hukuki Statüsü" kanununu kabul etti ve özerklik kansız bir şekilde anayasal güvenceye bağlandı.

  • Kurumsal ve Sosyal Destek: Demirel, özerkliğin kâğıt üzerinde kalmaması adına Türk İşbirliği ve Koordinasyon Ajansı Başkanlığı (TİKA) kanalıyla bölgeye altyapı, temiz içme suyu ve eğitim yatırımlarının aktarılmasını sağladı; Komrat Devlet Üniversitesi’nin kurulmasına öncülük etti. Bu tarihi katkılardan dolayı Gagauz halkı Demirel’i saygıyla anmakta, büst ve heykelleriyle adını Komrat’ta yaşatmaktadır.


2. Türkiye ve TİKA’nın Bölgedeki Rolü

Türkiye’nin Moldova ve Gagauz Yeri’ndeki varlığı, köklü ve çok boyutlu bir stratejiye dayanmaktadır. Bu yaklaşım temelde üç ana sacayağı üzerinden biçimlenmektedir:

  • Soydaş Desteği ve Kültürel Miras: Türkiye, bölgedeki varlığını öncelikli olarak Gagauz Türklerinin dil, kültür ve Hristiyan-Oğuz Türk kimliklerinin korunarak geleceğe aktarılması üzerine kurgulamıştır. Bu kapsamda Türkçenin ve Gagauz Türkçesinin yaşatılması, eğitim materyallerinin sağlanması ve kültürel bağların canlı tutulması hedeflenmektedir.

  • Sosyo-Ekonomik Kalkınma ve Altyapı: TİKA aracılığıyla yürütülen saha projeleri, doğrudan halkın yaşam kalitesini artırmaya odaklanır. Komrat Nasreddin Hoca Kreşi gibi okul ve kreş yenilemelerinden tam donanımlı sağlık merkezlerine, temiz içme suyu arıtma tesislerinden gençlerin teknolojik becerilerini geliştiren mesleki eğitim laboratuvarlarına (Cezeri LAB) kadar pek çok altyapı ve sosyal hizmet yatırımı hayata geçirilmektedir.

  • Kamu Diplomasisi ve Yumuşak Güç: Türkiye, desteğini yalnızca Gagauz bölgesiyle sınırlı tutmayıp Kişinev başta olmak üzere Moldova geneline yayarak kapsayıcı bir tutum sergilemektedir. Bölgede yürütülen projeler; Karadeniz ve Balkanlar havzasında istikrarın korunmasına katkı sağlarken, Türkiye’nin güvenilir, yapıcı ve barışçıl bir "yumuşak güç" olarak konumunu pekiştirmektedir.

3. Günümüzdeki Gerilimler: Özerkliğin Kısıtlanması Tartışmaları

Son dönemde Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu liderliğindeki Batı ve AB yanlısı Kişinev hükümeti ile Komrat özerk yönetimi arasındaki ilişkiler ciddi bir gerilim hattına girmiştir. Gagauz tarafı alınan kararları "özerkliğin kısıtlanması" olarak görürken, Kişinev yönetimi bu adımları "üniter devlet yapısını koruma ve Rus nüfuzunu kırma" gerekçesiyle savunmaktadır.

Gerilimin Temel Nedenleri

  1. Jeopolitik Yol Ayrımı ve Rusya Etkisi: Kişinev’in AB üyelik hedefine karşılık, Gagauz Yeri tarihsel olarak Moskova’ya daha yakın bir hat izlemektedir. 2023’te Rusya yanlısı partilerin desteğiyle seçilen Gagauz Yeri Başkanı (Başkan/Başkanlık) Evghenia Guțul’un Moskova ile yakın teması üzerine Kişinev, kendisini Moldova Yürütme Kurulu’na (Bakanlar Kurulu) kabul etmemiş ve hukuki süreçler başlatmıştır.

  2. Mali ve Maliye Politikaları: Bölgedeki işletmelerin KDV iadelerinin Moldova genel bütçesi yerine özerk bölge bütçesinden karşılanmasına yönelik kanun değişiklikleri yapılmış, bu durum Komrat bütçesinde ciddi kaygılara neden olmuştur.

  3. Hukuki ve İdari Entegrasyon Adımları: Moldova Anayasa Mahkemesi ve seçim organları; yargı, seçim mevzuatı ve güvenlik yapısının üniter devlet anayasasına tam uyumlu olması yönünde kararlar alarak yerel yetki alanlarını daraltan adımlar atmıştır.

Sonuç olarak, 1994 yılında Süleyman Demirel’in girişimleriyle kurulan özerklik dengesi, günümüzde Doğu-Batı arasındaki küresel rekabetin ve Moldova'nın iç siyasi dönüşümünün ortasında test edilmektedir. Türkiye ise Gagauz Türklerinin özerk statüsünün ve kültürel haklarının korunmasını desteklemeye devam ederken, krizin Moldova'nın toprak bütünlüğü ve barışçıl diyalog çerçevesinde çözülmesi gerektiği yönündeki yapıcı tutumunu sürdürmektedir.


İşin özeti terazinin bir kefesinde kimsenin tanımadığı, tamamen Moldova sınırları içinde yer alan Transdinyester Moldova Cumhuriyeti ve haklarını korumak isteyen gelenekselci Gagavuz Bölgesi, diğer kefesinde ise AB’ye göz kırpan, belki de gelecekte Romanya ile tekrar birleşme dileği ile yaşayan ve daha güçlü bir Moldova isteyen merkezi hükümet. Biz de yazının başında bahsettiğimiz, ülkeye girişte karşılaştığımız sert soruların cevabını ülkeden çıkışta öğrenmiş olduk. Bir kaç park bahçe, müze vs ismi öğrenin, kalacak yer ve dönüş biletinizin çıktıları hazır olsun, pasaport memurunun nasırına basmayın, bir sıkıntı yaşamazsınız dostlar. Hadi size de keyifli gezmeler olsun.


 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
Gizlilik İlkesi

Kişisel verileriniz; veri sorumlusu olarak Bimekan Fotoğraf Topluluğu tarafından işletilen www.zsvisual.com internet sitesini ziyaret...

 
 
 

1 Yorum


akargulfevzi
11 Eyl

Bir gezi düşünün; içinde Osmanlı var, Sovyetler var, Gagavuz Türkleri var, Kantemiroğlu var, diplomasi var… Bir de sınır kapısında sorguya çekilir gibi bakışan iki masum İstanbul seyyahı var. 😄


Zübeyir Abi’nin objektifinden Moldova’yı okumak, beraber gezdiğimiz yerleri ikinci kez dolaşmak gibi oldu. Yalnız küçük bir diplomatik şerh düşeyim: Bazı hadiseler burada anlatıldığından daha “hareketli” yaşanmıştır; devletlerarası ilişkilerimizin selameti açısından ayrıntıya girmiyorum. 😄


Fotoğraf senin, diplomatik analiz bizim, terleme ve troleybüs macerası müşterekti. 🇹🇷🇲🇩


Kalemine, objektifine sağlık Zübeyir Abi. Yeni rotalarda buluşmak dileğiyle… Ama bir sonraki sınır kapısında sözcümüz sensin! 😊

Beğen

Zübeyir Süğlün Photography

bottom of page